ANTEP ışı Beyaz kumaş üzerine çeşitli ipliklerle, sırma ve ajurlarla (delikli örgü) süslenerek yapılan; Antep ve çevresine özgü nakış tekniğine "Antep işi" denir. ıki temel ilkesi vardır: Susma, kumaş ipliğinin sayılarak kuma şa işlenmesi, ajur ise kumaşta başlıklar yaratılması için ipliklerinin kesilerek çekilip delikler açılmasıdır. ıplik sayılarına ve yapılışlarına göre 6 grupta toplanır. "Antep işi" gergef veya kasnakta işlenir. Gergef işlenecek kumaşı gergin tutmaya yarayan dikdörtgen biçiminde çerçevedir. ıki parçadan oluşur. Ayakları olan bu iki parçayı yanlardan geçirilen ve delikleri bulunan işlenecek kumaşın da gergin durmasını sağlayan yassı tahtalar birleştirir. Gergef büyük parçaların tek veya iki kişi tarafın dan işlenmesine olanak sağlar. Kasnak içice geçen iki daire ağaçtan ibarettir. Taşınması kolay olduğundan gidi len her yerde çalışma imkanı verir. ÇEKıÇCı USTASI Çekiççi ustaları, fabrikalarda işlenip, haddelerden geçirilerek levhalar haline gelmiş bakırı yapacak oldukları eşyanın kullanım alanına göre, yalnızca çekiç ve örs kullanarak biçimlendiren kişilerdir. Çekiç lenen bakır sertleşir, dövülmez. Yumuşatıp yeniden çekiçlemek için mutlaka ateşte tavlanması gerekir. Çekiç us taları çok çeşitli örsler ve çekiçler kullanırlar. ışlenecek her şeklin kendine has çekici ve örs bulunur. Çekicini ve örsünü sık değiştirdiğinden bu aletler ustanın kolay erişmesi açısından yakınında bulunurlar. Paşa mangalı, selçuk ibrikler, yekpare vazolar, semaverler, cezve takımları, kapaklı pilav sahanları, mırra kahvelikler, boğumlu saray vazoları, tepsiler, yemek ve çamaşır kazanları vb. eşyalar çekiç ustalarının hünerli ellerinden çıkan bakır eşyalardan bazılarıdır. Ustalık, bu bakır eşyaları yekpare yapmakta ve santimetrekareye vurulan çekiç darbelerinin sayısındadır. ıyi bir işçilikte santimetrekareye 3000 çekiç darbesi vurulduğu söylenir. Halıcılıkta atılan ilmik sayısı gibi bakır eşyanın değeri de vurulan çekiç sayısı ile ölçülür.
ÇERÇı ığneden ipliğe, astardan kumaşa her türlü mutfak ve giyim araç ve gereçlerini bir eşek ya da at sırtına yükleyip köy köy, mahalle mahalle dolaşan seyyar satıcılara "çerçi" denirdi. Günümüzde bu meslek motorlu araçlar yardımıyla icra edilmektedir.
ÇIKRIK Çıkrık, elle çalışan ilkel bir iplik eğirme ve sarma aracıdır. Ağaç tornalarında özel olarak yapılan ya da kendir sapından kesilip üzerine iplik sarılan, içi delik ahşap ya da kendir sapına da "terdek" denir. Terdeğin, üzerine ip sarılmış, mekikte kullanılabilir haline de "masura" denir. Çıkrık, iki ayak arasında dönen bir büyük kasnak ve bu kasnağın döndürdüğü iğden meydana gelir. ığ, bakanak adı verilen (hayvanların ayak bileğinden çıkarılan körelmiş tırnak), rulman görevini üstlenmiş organik parçalar arasında döner. Büyük kasnak bir kol yardımıyla döndüğünde iğe takılı olan terdek de dönmeye başlar. Üzerine nezikteki kelepten gelen ip sarılır ve masura meydana gelir. Nezik iki kısımdan oluşur: nezik taşı ve nezik kafesi. Nezik taşı, ortasında bir sopa çakılı olan bölümdür. Kafes ise ya kamıştan ya da ince ahşap çubukların birbirine bağlanmasından meydana gelir. Kafes, nezik sopasının üzerine geçer ve kelepten çekilen ipin kuvvetiyle döner. Çıkrıkta masura sarmak günümüzde çok azalmıştır.
ESANSCILIK: iki kapakli dört tarafi cam bir kutu içine yerlestirilmis küçük siselerde esans satma isidir.Esancilar genellikle köy, kasaba ve sehirlerin pazar yerlerinde, kahvehane, lokanta gibi toplu yasama mekanlarinda dolasir; belli ücret karsiliginda bir miktar esansi bir enjektör araciliyla müsterilerin üzerine püskürtürlerdi. Esansciligin dev bir sektöre dönüstügü günümüzde, eski tip esanslara ve esanscilara çok çok az rastlanmaktadir.
HARAT Tamamen kol, ayak ve bilek gücüyle ahşaptan alet ve araç yapan tornacıya "harat" denir. Haratlar "kemane" adı verilen ok yayı biçimindeki aletten delgi veya küçük torna çevirmek için faydalanırlar. Kemanenin iki ucu arasında ince meşin vardır. Bu meşin kısım çevireceği ahşaba bir sıra sarılır ve ahşabın dönmesi kemanenin kol gücüyle ileri geri hareket ettirilmesiyle gerçekleşir. Kemane üdürgü de aynı sistemle delik deler. Yerde kurulan tezgah, yanlardan iki parça tahta ve bunların üzerine konulan kesiti kare şeklinde, oldukça ağır uzun bir demirden oluşur. Bir de tornaya bağlanacak tahtayı iki tarafından tutan, uçları sivri ve yanlara tutturulmuş demirler vardır. Kemaneyle tahta döndürülür. Ağzı çok keskin, saplı torna bıçakları kullanılarak tahtaya istenen şekil verilir. Haratlar kemanenin yanında testere, keser, matkap(üdürgü), törpü ve çekiç gibi aletler de kullanırlar. Günümüzde bu meslek motorlu aletlerin yardımıyla yapılmaktadır ve haratların sayıları bir hayli azalmıştır
HASIRCILIK Hasir, kurumus bitki saplari ve saz gövdelerinin birbirine geçirilmesiyle örülen, genellikle taban dösemesi bazen duvar ve tavan kaplamasi olarak kullanilan bir cins yaygidir. Hasirlar, yapildigi sazin incelik, kalinlik ve türüne göre Trablus hasiri, Misir hasiri, Kaba hasir vb.adlar alirdi. Boyanmis sazlarla hasirlara desenler yapilirdi.Osmanlilarda hasircilik, XVII.yy’dan baslayarak önemli zanaat kollarindan biri durumuna geldi. Istanbul’da Hasircilar Çarsisi adiyla çarsisi bile vardi.Günümüzde hasircilik sadece kirsal kesimde belli oranda devam etmektedir.
KALAYCILIK Kalayın bulunması bakırın mutfaklarda geniş ölçüde kullanılmasına olanak sağlamıştır. Bakır kaplar tek başına kullanıldığında çabuk oksitleniyor ve zehirlenmelerden dolayı ölümlere sebep olabiliyordu. Kalayın bakırla birlikteliği günümüze kadar süren bu işbirliği teknolojik gelişmelerle yok olmaya yüz tuttu. Bazı meslekler gibi, kalayclık da artık tükenme noktasındadır. Parlak zamanlarını bakırın mutfak eşyası olarak kulla- nılmasına borçlu olan kalaycılık yine bakırın mutfaklardan çekilmesiyle de sona yaklaşmıştır. Kalaylanacak olan kap kaçak önce örs ve çekiç yardımıyla düzeltilir. Ezik ve kırık yerler çekiçlenir, kaynak yapılır. Sonra kum ve kömür parçaları ile temizlenir. Oksitlenen ve kararan yerler parlatılır,yıkanır ve kurutulur. Bu işler sırasında çıraklar genellikle ayaklarını kullanarak ustalarına yardım ederler. Elleriyle duvardaki tutamaklara yapışır ve kalçasını sağa sola çevirerek ayaklarının altındaki kapların temizliğini kum ve kömür tanecikleri yardımıyla yapar. " Kalaycı çırağı gibi ne kıvırıyorsun?" sözü de buradan kalmadır. Temizlenen kap ocakta ısıtılır. Kalayın kaba yapışması için içine toz nişadır atılır. Sonra kalay ısınan kaba biraz sürülerek kabın üzerinde erimesi sağlanır. Büyük bir parça pamuk yardımıyla, eriyen kalayın kabın yüzeyine yayılması sağlanır. Kalaylama işlemi tamamlanıncaya kadar aynı işleme devam edilir. Günümüzde çelik tencereler, teflon ve melamin kaplar bu mesleğe olan ihtiyacı en aza indirmiştir. Ancak turistik amaca yönelik bakır eşya imal edilmesi kalaycılığın biraz da olsa yaşamını sürdürmesine olanak sağlıyor.
KEÇECıLıK Keçe, yün, kil ya da pamugun islak ortamda çignenip dövülerek liflerinin birbirine kaynasmasiyla elde edilen ve örtü, yaygi, çadir, giysi yapiminda kullanilan kaba kumastir. Keçe Orta Asya’dan beri Türkler tarafindan bilinmektedir. Osmanlilarda Konya, Diyarbakir, Afyon, Isparta, Usak, Urfa, Bursa keçe üretim merkezleri olarak tanindi. Ahilik örgütleri içinde yer alan esnaf loncalarinda keçecilik, önemli bir yer tutuyordu. Kalfa ve ustalar 6-7 yil süren hairlik dönemlerinde yün ditme, yün atma, ayakla yün tepme, kaliba yün hazirlama, hamamda keçe pisirme gibi yöntemleri ögreniyorlardi.
KEDENECı Kedeneyi, büyük dil bilimci Ömer Asım Aksoy "Çift şren beygirlerin boynuna takılan halka" olarak tanımlıyor.. Bununla birlikte kedeneyi boyunduruktan (hamut) ayıran en önemli fark ise kedenede boyunduruğun aksine ahşap kullanılmamasıdır. Çapı 10-15 cm. olacak şekilde demet haline getirilmiş olan berdilerin üzeri telisle kaplanır. Yuvarlak, uzun, içi dolu bir boruya benzeyen bu şeklin iki ucu, ortasından kaplanarak birleştirilir. Baklava dilimine benzeyen bu şeklin uçları yuvarlak ve bağımsızdır. Kedenenin üstü sahtiyan(teke derisi), içi ise keçe ile kaplanr. Hayvanın çekeceği aletin bağlanacağı yerler kedenenin her iki tarafında bırakılmıştır. Kedene çift şre hayvanların boyunlarına takılır. Berdi: Bataklıklarda yetişen bir bitki olup içi süngerimsi bir yapıdadır. Hasır, kürş, semer vb. yapımında kullanılır. Sahtiyan: Teke derisi. Hamut: Boyunduruk.
KıLıMCıLıK Kilim göçebe kavimlerin kullandığı dokuma türlerinin en önemlilerindendir. Kilim halılardaki gibi tek tek ilmekle değil, boydan boya atılan atkılarla dokunur. Elle atılan mekiğin renkli yün iplikleri, çözgülerin arasında gider gelir. Tarağın defe yardımıyla her vuruşu, yavaş yavaş kilimi ve desenleri oluşturur. Kilim daha çok yaygı olarak kullanılır. Havı yoktur; desenli, atkı yüzü, tarakla sıkıştırmalı dokumadır. Zili, sumak ve cicim ise ayrı tekniklerle dokunur. Tersleri ile yüzleri aynı değildir. Onları kilimden ayıran en önemli fark da budur. Kilim tezgahı boyu 1,5 m. eni 75 cm. ve derinliği de 1 m. olan çukurlara kurulur. Kütük, selmin, maber, halaka, ense ve sargı kazığı, direzin, kücü, tarak, mekik, mitit, defe ve alt taktana kolları kilim tezgahının parçalarından bazılarıdır. Direzin (çözgü) pamuk ipliğinden yapılır. "Çözgücü" adı verilen ustalar tarafından hazırlanır.
KÖRÜKÇÜLÜK Körük, ateşi canlandırmak için kullanılan açılıp kapandıkça içindeki havayı üfleyip ahşap ve deriden yapılan bir araçtır. Körük ateşe dayanıklı çatlamayan ağaçtan ve yumuşak deri kullanılarak üretilir. Ortasında iki veya üç deliği bulunan, az hareket eden taban tahtası körüğün alt kısmını oluşturur. Bu tahtanın uç kısmında havanın basınçla çıktığı ortası delik sarı madenden dökülmüş bir parça bulunur. Ortadaki deliklerin üzerinde, emişte kalkan basınçta havayı tutan deri parçası bulunur. Üst tahta, alt tahtaya göre daha küçük hareket eder. Bunda delik yoktur. ıki tahtayı birbirine körüğü oluşturan yumuşak deri kaplama bağlar. Kenarlarından çivilenir. Derinin içeriye doğru çökmemesini ve körüğün oluşumunu sağlayan söğüt ağacından çubuklar deri ve tahta oluşumunu sağlayan söğüt ağacından çubuklar deri ve tahta arasına konulur. Bu parçalar körükle beraber hareket eder. Demirci körüklerinin iki kanatlısı olduğu gibi tek kanatlısı da vardır. Evlerde kullanılan körükler küçük olanlardır. Körükçülük, yemeklerin mangal kömüründe ve odun ateşinde pişirildiği zamanlarda en gözde mesleklerden biriydi. Günümüzde ise tamamen kaybolmuştur
KÜLEKÇı Yoğurt, süt, pekmez vb. yiyecek ve içeceklerin konulduğu, ahşap saplama kaplarına "külek" , bu mesleği icra edenlere de "külekçi" denir. Külek yapımında kullanılan tahtalar ıslatılıp, nemlendirildikten sonra talaş mangallarında ısıtılır ve büyük ağaç haddelerden geçirilerek silindir şekline sokulur. Bu yuvarlatılmış tahtaların iki ucu birleştirilir ve buna daire şeklinde bir tabam ve kulp takılır. Kaybolmuş meslekler arasındadır.
NAKIşÇILIK Çekiççi ustalarının çeşitli şekillerde yaptıkları eşyaların üzerlerine şslemeler yapan kişilere "nakışçı ustaları" adı verilir. Motifler, bakır kaplar üzerine önce çini mürekkebi ile çizilir. Daha sonra bakır, şeklin durumuna göre ya tahta mengenelerde ya düz tahta üzerine kenarlarından eğik çivilerle tutturulur. Çelik kalem ve çekiç yardımıyla motifler oyularak işlenir. Çelik kalemlerin ucu "V" biçimindedir. şsleme sanatında çeşitli teknikler kullanılır. Bunların başlıcaları kabartma, kesme, çizme, çakma, oyma ve kaplama teknikleridir. Aynı yerde üç tekniğin bir arada kullanıldığı eşsiz güzellikte bakır eserler yapılmıştır.Bunları etnografya müzelerimizde görmek mümkündür. Nakışçılık artık turistik amaçla üretilen bakır kaplarda yaşamaktadır.
SEDEF KAKMACILIGI Yumuşakçaların kabuğunda bulunan pırıltılı, sert beyaz maddeye "sedef" ve bu maddeyle işsleme sanatı yapan kişiye de "sedefkar" denir. Maun, abanoz ve ceviz gibi sert ağaçların üzerine çizilen motifler kesici bir aletle oyulur. Buralara oyulan yerlerin biçiminde kesilmiş sedefler yumurta akı ve sedef tozu ile yapılmış macun yardımıyla yapıştırılır. Bu motifleri sağlamlaştırmak için de etrafları gümüş, pirinç veya kurşun telle çevrilir. Mengenelerde sıkıştırılarak oyma ve kakma işi yapılır. Sedef kakma yapılacak ağaca kullanım alanına göre şekil verilir Tabanca kabzası, ayna çerçevesi, sehpa, rahle, kavukluk, çeyiz sandığı, mücevher ve makyaj kutuları... vb eşyalar bu şekilde şslenebilir. Sedefkarlar çekiç, oyma ve bıçakları, gümüş, pirinç veya kurşun tel, gomalak cila, ağaç boyası, testere, törpü, kerpeten, pense ve zımpara gibi malzemeler kullanırlar. Tükenmekte olan meslekler arasındadır
SEMERCıLıK Semer bir zamanlar çekim ve binek hayvanlarının vazgeçilmez donanımıydı. Binlerce yıl arabalarla özdeşleşen at ve benzeri çekim hayvanları, motorlu araçların bulunup yaygınlaşmasıyla işsiz kaldılar ve buna bağlı olarak semercilik ve koşuculuk da bitkisel hayata girdi. Eskiden göçebe toplumlar, yolcular, kervanlar ve seyyar satıcılar eşya ve yüklerini semerli hayvanlar sayesinde hayvanların vücudu hem soğuktan hem de taşıdıkları yüklerin onlara zarar vermesi engellenmiş oluyordu. Ayrıca semer atlarda kullanılan eyerinde görevini üstlendiğinden insan taşınmasına da olanak sağlıyordu. ışte semerin bu geniş kullanımından dolayıdır ki semercilik de en gözde mesleklerin başında geliyordu. Semer nasıl yapılır? Semerin içine doldurulan "berdi" bir bataklık bitkisidir. Kamış cinsindendir ancak onun içi sert ve boş değildir; içi şüngerimsidir. Berdileri dilimlemek için düz tahta bir satıh üzerine birer parmak aralıkla, beş veya altı adet yassı bıçak çakılır. Bu tahtaya "tarak" denir. Tarak her semerci dükkanının duvarında bulunur. Berdiler bu taraktan geçirilerek dilimlenir. Dilimlenen berdiler, semeri oluşturmak için sicimle dikilmiş "telis torbanın" içine doldurulur. Özellikle şekil verilecek yerlere "semerci demiri" kullanılarak daha fazla berdi sokulur. Telis torba bir çeşit minder haline getirilir. Sonra katlanarak üzerine ıslatılmış (yumuşatılmış) sahtiyan (teke derisi), içine de keçe dikilir. Sahtiyanın artan kısımları makasla kesilir ve bu parçalardan "sırım" elde edilir. Semerci sicimi çuvaldıza takarak eşit aralıklarla semeri diker. Semerin ahşap bir iskeleti vardır. ıç minderinden ayrı kurulan bu iskelet "yan ağacı", "parmak ağacı", "ön kaş" ve "arka kaş" denen parçalar. Bu parçalar sert ağaç cinslerinden elde edilir. Keçe, sahtiyan ve berdiden oluşan "telis minderin" üzerine ahşap iskelet oturtulur. Yan ağaçlarından sicimle ön ve arka kaşlardan da sırımla gövdeye tutturulur ve semer meydana gelmiş olur. Pet: saz, kamış veya ince esnek dallardan yiyecek veya eşya taşımak için örülerek yapılan kulplu kaptır. Semerin islenmesi: Semeri şslemek için, yuvarlak şekillerde kesilmiş renkli keçeler ve mantarı çıkarılmış gazoz kapakları ya da parlak teneke parçaları kullanılırdı. Bu şsleme malzemeleri ön kaşın alınlık bölümüne belli bir düzen içinde çakılırdı. Ayrıca semerin önü, yani hayvanın boyun bölgesi üzerine gelen kısım dikilirken dikiş aralarına mavi boncuk koymak da ihmal edilmezdi. Semercinin ölçü aleti ya karışları ya da berdiye attığı çentiklerdi. Semeri yapılacak hayvanın ölçüş bunlarla alınırdı. ıyi bir ustanın elinden çıkan semer koşulduğu hayvana kesinlikle zarar vermemesinden anlaşılır. Mesleğin püf noktası da zaten budur. Semerciler kendilerini "hayvan terzileri" olarak da nitelendirirlerdi. Belki de günümüz deyimiyle onları eski zamanların "kaportacıları" olarak da değerlendirebiliriz.
SEPETÇıLıK Sepet; saz, kamış veya ince esnek dallardan yiyecek veya eşya taşımak için örülerek yapılan kulplu kaptır. Sepetler kullanıldığı alana göre isimler alırlar. Yumurta sepeti, çamaşır sepeti veya çiçek sepeti vb. Sepetin büyük ve kaba örgülü olanına da "küfe" denir. Küfelere de çeşitli adlar alırlar. Hamal küfesi, "çatma" denilen bahçıvan küfesi küfe çeşitlerindendir. Küfe, kestane ve söğüt dallarının yarılarak elde edilen dilimlerinin örülmesi ile yapılır. Sırtta taşınan küfelerde kayış askılıklar vardır. Küfecilik günümüzde aranılan meslek olmaktan çıkmış, durma noktasındadır. Yarma demiri, yontma tahtası, testere ve tokmak sepetçilerin kullandıkları aletlerdir.
şERBETÇı Meyve suyu, şeker ve meyan kökünden elde dilen içeceğe "şerbet", bunu yapıp özel tuluklarda satanlara da "şerbetçi" adı verilir. Sırtta taşınan ve "tuluk" denilen, şerbetin konulduğu özel kap y asarı bakırdan ya da galvaniz sacdan yapılır. Tuluğu tenekeciler imal eder. şerbet sıcak aylarda satıldığından, soğuk kalması için tuluğa fazlaca buz atılır. Bu soğuk kabı sırtta taşımak aynı zamanda bel hastalıklarına da sebep olmaktadır. ışte bunu önlemek için tulukla bel arasına ısı yalıtkan bir aralık giyilir. Tuluğun bir küçük benzeri daha vardır; buna da "su matarası" denir. Müşteriye şerbet vermeden önce bardaklar bu mataradaki su ile çalkalanır. şerbetçi sesini sarı bakırdan yapılan küçük çınçın tasını musluğuna vurarak duyurur. Bardakların ve tasların konulduğu sarı bakırdan yapılan ve bele takılan parçaya da "bardak göğüslüğü" denir.
TABAK Deriyi kullanılır hale getirme işine tabaklama (sepileme), bu işi yapana da tabak ustası denilir. Büyük baş hayvan derilerinden taban astarı, kayışlık ve koşumluk kösele, küçük baş hayvan derilerinden ise sahtiyan astarlık deriler...vb yapılır. Tabaklama işinde eskiden sumak ve mazı yaprağı, tüy dökme işlemindeyse kireç ve köpek pisliği kullanılırdı. Günümüzde modern makineler ve kimyasal maddeler bunların yerini almış durumdadır. Ayrıca tabakhanelerin hep su kenarlarına kurulmuş olmaları da bu mesleğin çok fazla su kullanımı gerektirmesinden kaynaklanır.
TAKUNYACI Ceviz, dut ve çınar gibi suya dayanıklı ağaçlardan yapılan, daha çok ıslak zeminlerde giyilen üstü tasmalı yüksek tabanlı ayakkabılara "takunya" denir. Plastiğin olmadığı zamanlarda gözde giyeceklerden biriydi. Sedef kakmalısı ve gümüş işlemelisinin yanı sıra halhallısı da vardı. Nalıncı keseri, testere, törpü, kütük, nalıncı çivisi, makas, köşker bıçağı, kösele, deri ve ağaç boyası takunya yapımında kullanılan malzemelerdir. Tükenmekte olan meslekler arasındadır.
NALBANTLIK, At, essek, katir gibi binek ve hizmet hayvanlarinin toynaklarina koruma amaciyla nal çakma zanaatina nalbantlik denir. Nallar hayvanin toynagina “nal tokmagi”denen tahta tokmaklar ya da nallama adi verilen özel çekiçle çakilir.Geçmiste ulasim, tasimacilik ve çesitli hizmetlerde hayvanlarin yaygin olarak kullanilmasi nedeniyle, nalbantlik 20.yüzyilin ilk yarisina kadar önemini korudu.Osmanli ordusunda nalbant ihtiyacini karsilamak üzere,bir Askeri Baytar Mektebi’nin kuruldugu biliniyor.
SEDEF KAKMACILIGI Yumuşakçaların kabuğunda bulunan pırıltılı, sert beyaz maddeye "sedef" ve bu maddeyle işsleme sanatı yapan kişiye de "sedefkar" denir. Maun, abanoz ve ceviz gibi sert ağaçların üzerine çizilen motifler kesici bir aletle oyulur. Buralara oyulan yerlerin biçiminde kesilmiş sedefler yumurta akı ve sedef tozu ile yapılmış macun yardımıyla yapıştırılır. Bu motifleri sağlamlaştırmak için de etrafları gümüş, pirinç veya kurşun telle çevrilir. Mengenelerde sıkıştırılarak oyma ve kakma işi yapılır. Sedef kakma yapılacak ağaca kullanım alanına göre şekil verilir Tabanca kabzası, ayna çerçevesi, sehpa, rahle, kavukluk, çeyiz sandığı, mücevher ve makyaj kutuları... vb eşyalar bu şekilde şslenebilir. Sedefkarlar çekiç, oyma ve bıçakları, gümüş, pirinç veya kurşun tel, gomalak cila, ağaç boyası, testere, törpü, kerpeten, pense ve zımpara gibi malzemeler kullanırlar. Tükenmekte olan meslekler arasındadır
SEMERCıLıK Semer bir zamanlar çekim ve binek hayvanlarının vazgeçilmez donanımıydı. Binlerce yıl arabalarla özdeşleşen at ve benzeri çekim hayvanları, motorlu araçların bulunup yaygınlaşmasıyla işsiz kaldılar ve buna bağlı olarak semercilik ve koşuculuk da bitkisel hayata girdi. Eskiden göçebe toplumlar, yolcular, kervanlar ve seyyar satıcılar eşya ve yüklerini semerli hayvanlar sayesinde hayvanların vücudu hem soğuktan hem de taşıdıkları yüklerin onlara zarar vermesi engellenmiş oluyordu. Ayrıca semer atlarda kullanılan eyerinde görevini üstlendiğinden insan taşınmasına da olanak sağlıyordu. ışte semerin bu geniş kullanımından dolayıdır ki semercilik de en gözde mesleklerin başında geliyordu. Semer nasıl yapılır? Semerin içine doldurulan "berdi" bir bataklık bitkisidir. Kamış cinsindendir ancak onun içi sert ve boş değildir; içi şüngerimsidir. Berdileri dilimlemek için düz tahta bir satıh üzerine birer parmak aralıkla, beş veya altı adet yassı bıçak çakılır. Bu tahtaya "tarak" denir. Tarak her semerci dükkanının duvarında bulunur. Berdiler bu taraktan geçirilerek dilimlenir. Dilimlenen berdiler, semeri oluşturmak için sicimle dikilmiş "telis torbanın" içine doldurulur. Özellikle şekil verilecek yerlere "semerci demiri" kullanılarak daha fazla berdi sokulur. Telis torba bir çeşit minder haline getirilir. Sonra katlanarak üzerine ıslatılmış (yumuşatılmış) sahtiyan (teke derisi), içine de keçe dikilir. Sahtiyanın artan kısımları makasla kesilir ve bu parçalardan "sırım" elde edilir. Semerci sicimi çuvaldıza takarak eşit aralıklarla semeri diker. Semerin ahşap bir iskeleti vardır. ıç minderinden ayrı kurulan bu iskelet "yan ağacı", "parmak ağacı", "ön kaş" ve "arka kaş" denen parçalar. Bu parçalar sert ağaç cinslerinden elde edilir. Keçe, sahtiyan ve berdiden oluşan "telis minderin" üzerine ahşap iskelet oturtulur. Yan ağaçlarından sicimle ön ve arka kaşlardan da sırımla gövdeye tutturulur ve semer meydana gelmiş olur. Pet: saz, kamış veya ince esnek dallardan yiyecek veya eşya taşımak için örülerek yapılan kulplu kaptır. Semerin islenmesi: Semeri şslemek için, yuvarlak şekillerde kesilmiş renkli keçeler ve mantarı çıkarılmış gazoz kapakları ya da parlak teneke parçaları kullanılırdı. Bu şsleme malzemeleri ön kaşın alınlık bölümüne belli bir düzen içinde çakılırdı. Ayrıca semerin önü, yani hayvanın boyun bölgesi üzerine gelen kısım dikilirken dikiş aralarına mavi boncuk koymak da ihmal edilmezdi. Semercinin ölçü aleti ya karışları ya da berdiye attığı çentiklerdi. Semeri yapılacak hayvanın ölçüş bunlarla alınırdı. ıyi bir ustanın elinden çıkan semer koşulduğu hayvana kesinlikle zarar vermemesinden anlaşılır. Mesleğin püf noktası da zaten budur. Semerciler kendilerini "hayvan terzileri" olarak da nitelendirirlerdi. Belki de günümüz deyimiyle onları eski zamanların "kaportacıları" olarak da değerlendirebiliriz.
SEPETÇıLıK Sepet; saz, kamış veya ince esnek dallardan yiyecek veya eşya taşımak için örülerek yapılan kulplu kaptır. Sepetler kullanıldığı alana göre isimler alırlar. Yumurta sepeti, çamaşır sepeti veya çiçek sepeti vb. Sepetin büyük ve kaba örgülü olanına da "küfe" denir. Küfelere de çeşitli adlar alırlar. Hamal küfesi, "çatma" denilen bahçıvan küfesi küfe çeşitlerindendir. Küfe, kestane ve söğüt dallarının yarılarak elde edilen dilimlerinin örülmesi ile yapılır. Sırtta taşınan küfelerde kayış askılıklar vardır. Küfecilik günümüzde aranılan meslek olmaktan çıkmış, durma noktasındadır. Yarma demiri, yontma tahtası, testere ve tokmak sepetçilerin kullandıkları aletlerdir.
şERBETÇı Meyve suyu, şeker ve meyan kökünden elde dilen içeceğe "şerbet", bunu yapıp özel tuluklarda satanlara da "şerbetçi" adı verilir. Sırtta taşınan ve "tuluk" denilen, şerbetin konulduğu özel kap y asarı bakırdan ya da galvaniz sacdan yapılır. Tuluğu tenekeciler imal eder. şerbet sıcak aylarda satıldığından, soğuk kalması için tuluğa fazlaca buz atılır. Bu soğuk kabı sırtta taşımak aynı zamanda bel hastalıklarına da sebep olmaktadır. ışte bunu önlemek için tulukla bel arasına ısı yalıtkan bir aralık giyilir. Tuluğun bir küçük benzeri daha vardır; buna da "su matarası" denir. Müşteriye şerbet vermeden önce bardaklar bu mataradaki su ile çalkalanır. şerbetçi sesini sarı bakırdan yapılan küçük çınçın tasını musluğuna vurarak duyurur. Bardakların ve tasların konulduğu sarı bakırdan yapılan ve bele takılan parçaya da "bardak göğüslüğü" denir.
TAş YONTUCULARI ınşaatların taş kullanılarak yapıldığı dönemlerde taşları kesip yontarak yapılara uygun hale getiren ustalara " taş ustaları" denirdi. Taş ocaklarından kaba olarak kesilip getirilen taşlar, yontucular tarafından önce külünkle kabaları alınıp sonra da tarak denilen çelik ağızlı aletlerle düzgün hale getirilir. Taş yontucuları gönye, levye, demiri, tarak ve külünk kullanırlar. Sayıları çok azalan taş ustaları, günümüzde eski taş yapıların yenilenme işleri ve lüks bina yapımları için aranmaktadır
TENEKECıLıK Tenekeciyi, tenekeden çeşitli eşyalar yapan usta olarak tarif edebiliriz. Teneke yumuşak çelikten üretilen, üzeri kalay kaplı ince saçtır. Soba boruları, tatlı kalıpları, maşrapalar, huniler, pekmez ve yağ kapları, fıskiyeler... vb tenekeci ustalarının maharetli ellerinden çıkan araç gereçlerden bazılarıdır. Kömür mangalında ısıtılan havya önce, sabun kalıbı biçimindeki nişadıra şrülür. Sonra lehime değdirilerek bir miktar lehimin eriyerek havyanın uç kısmına yapışması sağlanır. Lehim yapılacak zeminin daha önce tuz ruhu ile temizlenmesi gerekmektedir. Bu işlem yapılmazsa lehim tutmaz. Lehim: Kalay ve kurşun alaşımı Nişadır: Amonyak tuzu Havya:Çekiç biçiminde ucu bakır alet Tuz ruhu: Hidroklorik asit (Tenekeciler hidroklorik asitte çinko parçaları eriterek çinko klorür elde ederler. Lehim yapımında bu asidi kullanırlar).
YEMENıCıLıK Üstü kırmızı veya siyah keçi derisinden , tabanı ise köseleden olan, topuksuz, hafif kaba ayakkabılara "yemeni", bu işi yapan ustalara da "köşker" denir.Kullanılacak olan deriler yalnızca sumak veya mazı yapraklarıyla tabaklanır, kimyevi maddeler kullanılmazdı. Dikişleri "biz" (çelikten, sivri uçlu delici bir alet) yardımıyla çift iğne kullanılarak mumlu "gınnap" ile tersinden dikilir, daha sonra da düz tarafı çevrilirdi. Astar ve taban arasına vücut elektriğini alsın diye kil tabakası konulur, sonra dikilirdi. Yemeniler, tamamı el emeği olan, koku ve mantar yapmayan kullanışlı, ortopedik ve hafif ayakkabılardır. Gül, şeftali, nar, annabi, merkup, küçük ve büyük hasbe, uzger ve zelber yemeni çeşitlerinden bazılarıdır. Muşta, balmumu, gınnap, biz, çekiç, köşker bıçağı iğne ve kütük başlıca malzemelerdendir
· Yazar akal
- January 11 2008 13:15:00 ·
0 Yorum ·
156 Okunma ·